Instagram All you need is a cup of coffee
All you need is a cup of coffee
Writing is my gift.

Writing is my gift.

yazmıyorsun artık?
Anonymous

Pasaportumu çaldırdığım çantanın içinde birine yıllardır, birine de aylardır yazdığım iki defterim de vardı. Yazma hevesim kaçtı resmen. 

Hele de şu an o defterleri (ç)alan kişinin resmen hayatım hakkında çok büyük bilgiye sahip olduğunu düşünmek beni bitiriyor. Bunu atlatana kadar bi süre yazamayacağım sanırım.

Cumartesi şarkısı olsun.

Acaba?

Aslında burada, Tumblr’da takip ettiğimiz insanları tanıyoruz. Birkaç kişi var mesela benim takip ettiğim. Kendime çok yakın hissediyorum. Bazılarıyla hiç konuşmamış, bazılarıyla sadece birkaç kez mesajlaşmış olmama rağmen, yazdıkları yazıları sanki karşımda oturmuş da anlatmış gibi benimsiyorum. A’dan Z’ye, yazmanın gücü bu olsa gerek.

Aslında burada, Tumblr’da takip ettiğimiz insanları tanıyoruz. Birkaç kişi var mesela benim takip ettiğim. Kendime çok yakın hissediyorum. Bazılarıyla hiç konuşmamış, bazılarıyla sadece birkaç kez mesajlaşmış olmama rağmen, yazdıkları yazıları sanki karşımda oturmuş da anlatmış gibi benimsiyorum. A’dan Z’ye, yazmanın gücü bu olsa gerek.

"Ben uzaklara bakayim oyle cek kanka" 😽 #cat #catsgram #vscocam

"Ben uzaklara bakayim oyle cek kanka" 😽 #cat #catsgram #vscocam

Yazmak diyorum, iyi geliyor. Anlatacak kimse yokken.

Yazmak diyorum, iyi geliyor. 
Anlatacak kimse yokken.

Bir yıldız kaydı avuçlarımın içinden.

Küçükken henüz babamla yakınken, yazlığa giderdik. Damda açık alanda yatıp saatlerce gökyüzünü izlerdik. Herkes bir yıldız seçerdi kendine. Babam bildiği kadarıyla yıldızlardan bahsederdi, çoğu zaman uydururdu belki ama benim gözümde söylediği her şey doğruydu. Yüzlerce belki binlerce yıldızın arasından yanıp sönen uçakların ışıklarını arardik ablamla. Bulunca da hangisinin nereden nereye gittiğini tahmin etmeye çalışır, çocuk coğrafya bilgimizle tartışırken uyuyakalirdik.
Benim de bir yıldızım vardı. Gökyüzündeki en parlak yildiz değildi tabi. O zamanlardan hesap yapan bir cocukmusum. “En parlak yildiz herkesin yıldızıdır, benimki en parlak olamaz” derdim. Boyle yüz çevirdim kutup yildizina. Benim yıldızım daha güzeldi. Çok parlak değildi ama güzeldi. Kendi halinde, diğer yıldızlarla konuşmayan bir yıldızdı. Kucuklugumun o yıldızına benzettim yıllar sonra onu. Sürekli aradığım, zorla bulup da baktıkça huzur bulduğum, hayaller kurduğum yıldızım olmustu. Yillar geçti üzerinden. Artik ne yazlığa gidiyoruz ne de açık havada yatiyorum. Bazen camdan bakıyorum gökyüzüne, bir yıldız kestiriyorum gözüme ve o yıldızın çocukluğumun yıldızı olduğuna inandiriyorum kendimi. Ben zaten sürekli kendimi bir şeylere inandiriyorum. Hic bitmeyeceğine ilişkilerin, hic sikilmayacagima şarkılardan, hep yuksek notlar alacağıma, bu sefer her şeyin istediğim gibi olacağına inandiriyorum. Umut kötü bir şey. Dünyadaki en kötü şey hatta.

O yıldızı kaybettim artik. Belki bilmemkac ışık yılı uzakta bilmem kaç zaman önce söndü ama ben görmeye devam ettim. Belki hala orada ama ben artik göremiyorum. O yildiz kaydı avuclarimdan, tutamadım. Bir dilek dahi tutamadım arkasından. Çocukluğumun tüm hayalleri ve masumiyetiyle, içimde kalan son umut zerreleriyle birlikte kaydı ve gitti.

Bir yıldız kaydı avuclarimdan ve ben sadece izledim.

Yine bırakamadım. Zaten sigara bırakılmaz. Sigarayı bırakacak insan dünyanın en rahat insanı olmalı, derdi tasası olmamalı. Ki ben o insan değilim. "Stresten sigara içiyorum" edebiyatı yapmıyorum, "Sigara stresten içilmez" ukalalığı da yapmasın kimse fakat sigaranın benim üzerimdeki etkisi ne stresli olduğum zamanlarda beynimi uyuşturması, ne nikotin ihtiyacı ne de başka bir şey. Yapacak hiçbir şey olmadığında, elimden hiçbir şey gelmeyince etrafıma bakıyorum ve bulduğum tek şey sigara oluyor. Bir sigara süresince düşünmüyorum gibi sanki. Hem dediğiniz kadar gereksiz bir şey olsa herkes bırakırdı. Zira kimse bir hiç uğruna bu kadar kötü kokmak istemez. 
O yüzden, sigara içen insanlara bulaşmayın. Laf söylemeyin. Hele de gözleri uzaklara dalıyorsa ya da dumanı seyrediyorsa sigara içerken. Patladığı kişi siz olmaz istemezsiniz. 

Yine bırakamadım. 
Zaten sigara bırakılmaz. 
Sigarayı bırakacak insan dünyanın en rahat insanı olmalı, derdi tasası olmamalı. Ki ben o insan değilim. 
"Stresten sigara içiyorum" edebiyatı yapmıyorum, "Sigara stresten içilmez" ukalalığı da yapmasın kimse fakat sigaranın benim üzerimdeki etkisi ne stresli olduğum zamanlarda beynimi uyuşturması, ne nikotin ihtiyacı ne de başka bir şey. Yapacak hiçbir şey olmadığında, elimden hiçbir şey gelmeyince etrafıma bakıyorum ve bulduğum tek şey sigara oluyor. Bir sigara süresince düşünmüyorum gibi sanki. Hem dediğiniz kadar gereksiz bir şey olsa herkes bırakırdı. Zira kimse bir hiç uğruna bu kadar kötü kokmak istemez. 

O yüzden, sigara içen insanlara bulaşmayın. Laf söylemeyin. Hele de gözleri uzaklara dalıyorsa ya da dumanı seyrediyorsa sigara içerken. Patladığı kişi siz olmaz istemezsiniz. 

Whenever I listen to this song, I cannot stop imagining myself with pills on my hand standing in bathroom floor and looking at the mirror. Such a great music but makes me want to kill myself sometimes. Maybe it’s just because “I’ve been the blacksheep of the family ever since I was born”

Bu şarkıyı dinliyorsan..

İsyan etmeyeyim diyorum, isyan etmek istemiyorum ama ne oluyor arkadaş? Bu dünyanın, evrenin, Tanrının artık her neyse bana garezi nedir acaba? Hayır psikolojik bir sorun, yalnızlık çekmiyorum. Gayet fiziksel bir acı çekiyorum. Neden? Neden sürekli bi sakatlık var üzerimde? Hem de sınav zamanları. Ne zaman önemli bir sınavım olsa bir yerimi sakatlıyorum. Üniversitede 2. yılım, 2 yıl ve 1 yaz okulunda her final zamanı hiç şaşmadan bir yerlerimi kırdım, ameliyat oldum, incittim. Şimdi yine yaz okulundayım, yarın ve pazartesi sınavım var ve belimi incittim. Ne yatabiliyorum, ne eğilebiliyorum. Oklava yutmuş gibi oturuyorum sadece. Neden? Neyin cezası bu? Bir insan bu kadar şanssız olamaz. Bu kadar bahtsız olamaz. Birkaç önceki postta zaten şanssızlık, bahtsızlık olayımdan bahsetmiştim. 

Tanrılar kurban mı istiyor? Kendimi kesip kurtulayım mı? 

Passenger - Full Concert -  Pinkpop,2013  

Konser kayıtlarını sevdiğimden bahsetmiştim. Konser izlemeyi de çok severim. Ders çalışacaktım aslında. Playlistle uğraşmamak için bi konser açayım dedim, o orada çalsın ben de ders çalışayım. Ama şu adamın sesine kayıtsız kalamadım. Şarkı aralarındaki konuşmalarına gülmeden edemedim. Şarkı sırasında bir adam bağırdı ve “I love that guy!” dedi mesela. 

Şu an dersi bıraktım, kahve yaptım, sigara yaktım konseri izliyorum. 

This is the only thing holds me in the mood today. It’s soo true what they say, "music will be there when noone’s around."

Sonradan gelen edit: 17:20 ‘de başlayan şarkı ve “singing along” olayında orada olamadığım için gözlerim doldu.

Bir şeyler eksik ya da bir şeyler çok yanlış.

Olmuyor. Olduramıyorum. Uzun zamandır hayatımda düzgün giden hiçbir şey olmadı. Neyi nerede yanlış yaptığımı düşünmekten aklımı yitirme seviyesine gelmiştim bi’ ara. Artık bıraktım. Kaderci bir insan değildim aslında ama artık “Maybe it’s just not meant to be” diyip geçiyorum. 

2012 yılında başladı aslında her şey. Liseden mezun olduğum yıl, bazılarının ulaşmak için çalışıp kendini parçaladığı puanı beğenmeyip tercih yapmamıştım bir yıl önce. 2012 yılında sınava tekrar girdim. İlk sınavda derecem çok iyiydi fakat matematik LYS’sine giderken kimliğimi unutup sınava giremedim. YGS ve Fen LYS puanımla boktan bir şehirde boktan bir bölüme geldim. 

2013 yılında, liseden 2 arkadaşımla yıllardır yaptığım trenle Avrupa planını hayata geçirmek üzereyken ayağımı kırdım. Avrupa da yalan oldu, finallerim de yalan oldu. Türkiye’de, ayağımda alçıyla yattım bir yaz boyunca. Üniversiteye başlarken hazırlık sınıfını geçmemin de bir anlamı olmadı haliyle zira okulumun uzaması garanti olmuş oldu. 

2014 yılında da bu uğursuzluk bırakmadı peşimi. Henüz bir ay bile olmadı. Çok büyük planlarım vardı. Öce 1 buçuk ay Avrupa, sonra 1 ay Amerika planım vardı. Köpek gibi para biriktirmiştim hem de. Pasaport ve vizeler tamamdı. Marmaris’ten gemiyle Yunanistan’a, Yunanistan’dan tüm Avrupa’yı geçerek İsveç’e çıkacaktım. İsveç’ten de Atlanta’ya bilet almıştım. Adana’dan Marmaris’e gittim. Gemiye binmeyi beklerken, paat! Akıl almaz bir şekilde çantamı çaldırdım ve her şey gitmiş oldu. 

Kime ne yaptığımı düşünmeye çalışıyorum. Yaptığım hatalar elbet var fakat her insanda olduğu kadar. Çok mu kötü bir insanım diyorum, ama o kadar kötü bir insan da değilim. 

Bu kadar şeyi açıklayacak bir şey bulamıyorum. Kader, nazar, karma ya da bilmediğim bir dinde, bilmediğim bir felsefede başka bir türlü cezalandırış ya da herhangi bir şey. Tüm inanç sistemimi yıkıp kurşun döktürmeyi bile düşünüyorum bu aralar. 

Bundan sonraki hayatımda yurtdışına çıkmama kararı aldım tüm olaylardan sonra. 2 günden sonrası için de plan yapmayacağım.

That’s my paradise. ⚓➰
#sunset #Adana #Gölovasi #sea #blue #yellow #sky

That’s my paradise. ⚓➰
#sunset #Adana #Gölovasi #sea #blue #yellow #sky